İçinde bulunduğumuz modernite sonrası, post-modern dünyada akıl dışılıktan ve herkesin doğru mu yanlış mı sınamadan kendi hoşuna gidenlere inanmasından son derece rahatsız bir bireyim. Bu blogu kurmaktaki amacım ,aslen bir doktor olsam da, çok yönlü okumayı ve araştırmayı seven bir genç olarak sizlere tarih, bilim, felsefe, din, edebiyat, sanat, ekonomi, diplomasi gibi çok geniş bir alandaki fikirlerimi elimden geldiğince akıcı ve güzel bir şekilde ifade etmek. Dünyada da ülkemizde de doğru bilgiye ve gerçeklere her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu düşünüyor ve blogumda geçirdiğiniz süre zarfında bilgilendirici ve eğlenceli zaman geçirmenizi diliyorum.
Bazen ruhum uzaklara dalar ve kendi etimden kemiğimden uzaklaşırım. Kendi içimde bir başka benlik varmış gibi his oluşur yüreğimin derinliklerinde. O diğer biri sanki galaksinin öteki ucundan boşluğa bakmakta ve keskin gözleri bütün o kaosun ve sonsuz boşluğun içinde beni görmektedir. Ben de başımı kaldırıp o boşluğa baktığımda boşluğun bana olan bakışlarını fark ederim. Biraz daha dikkatimi topladıkça o baktığım boşluğun ve öbür adamın da ben olduğumu, hepsinin kendi ruhumun mabedinde yeşeren kapkara çiçekler olduğunu fark ederim. O diğer ben daha karanlık ve daha derin gelir. Öyle derinlerde öyle karanlıklar içinde saklanmış ki Jung gelse Freud dirilse çıkartamaz gibi onu saklandığı dehlizlerden. Bazen de bu derin boşluk önce belirsizleşmeye sonra ise gözlerimin önünde bir sis perdesine dönüşmeye başlar. Bu sis perdesinden ışık hüzmeleri sızar, o küçük ışık zer...